Uzmanlar uyardı: Ekran bağımlılığı madde bağımlılığı gibi
Teknoloji hayatı kolaylaştırdığı kadar bağımlılığı da artırıyor. Çocuk ve gençler ekran bağımlılığı ile ciddi tehdit altında. KIBRIS’a konuşan uzmanlar, ebeveyn tavırlarının önemine dikkat çekti.
“Bilinçli ve dengeli kullanım sağlanmalı”… Sosyal Hizmet Uzmanı Barış Başel, ekran ve sosyal medya bağımlılığının birçok yönüyle madde bağımlılığına benzediğini belirterek, internet kesildiğinde çocuk ve gençlerin yoksunluk benzeri tepkiler gösterebildiğini söyledi. Bunun temel nedeninin teknolojinin erken yaşta ve kontrolsüz şekilde verilmesi olduğunu vurgulayan Başel, teknolojiyi tamamen reddetmeden, bilinçli ve dengeli kullanımı sağlamanın önemine dikkat çekti.
Candan MERT
Ekran bağımlılığı çocuklar ve gençler arasında giderek daha görünür bir sorun haline gelirken, uzmanlar teknolojinin kendisinden çok, kullanım biçimi ve yetiştirme anlayışına dikkat çekiyor.
Sosyal Hizmet Uzmanı Barış Başel ve Kıbrıs Türk Psikologlar Derneği Başkanı Uzman Klinik Psikolog Eşmen Tatlıcalı, KIBRIS muhabirine yaptıkları değerlendirmelerde, ekranın kimlik, ilişkiler, benlik algısı ve ruh sağlığı üzerindeki etkilerini ele alarak, yasaklayıcı değil bilinçlendirici ve dengeli bir yaklaşım çağrısında bulundu. Başel, gençleri teknoloji kullanımında yıkıcı eleştirmemenin önemine vurgu yaparken, Tatlıcalı ise ekran kullanımında sınırın elzem olduğuna dikkat çekerek, çözümün fiziksel ve sosyal aktiviteleri artırmaktan geçtiğini söyledi.
Başel: Sosyal medyada görünür olma çabası var
Sosyal Hizmet Uzmanı Barış Başel, çocukların ve gençlerin ekranla kurduğu ilişkinin yalnızca teknolojiyle değil, aile tutumları, eğitim sistemi ve toplumsal alışkanlıklarla doğrudan bağlantılı olduğunu vurguladı. Başel, sorunun merkezinde çocuklardan çok yetiştirme biçimlerinin yer aldığını ifade ederken, “Gençleri teknoloji kullanımında yıkıcı eleştirmeyelim” dedi.
Başel, çocuklara “çocuktur” diyerek yaklaşmanın ciddi bir hata olduğunu belirterek, her çocuğun ayrı bir birey olarak görülmesi gerektiğini ifade etti. Küçük yaşlardan itibaren fikirleri, duyguları ve düşünceleri dikkate alınmayan çocukların güven duygusunun zedelendiğini ve bunun ilerleyen yıllarda davranışlarına yansıdığını kaydetti.
Ülkede teknoloji kullanımının çok küçük yaşlara indiğine dikkat çeken Başel, aile içinde yeterince görülmeyen ve onaylanmayan çocukların, bu ihtiyacı sosyal medyada gidermeye yöneldiğini belirtti. Gençlerin dijital ortamlarda aldıkları onayın gerçek hayattaki bağların yerini tutmadığını söyleyen Barış Başel, bu durumun empati, kalıcı dostluk ve sosyal beceriler üzerinde olumsuz etkiler yarattığını dile getirdi.
“Yasak değil, bilinçlendirme gerekli”
Başel, sosyal medya üzerinden kurulan bağların yüz yüze ilişkilerle aynı olmadığını vurgulayarak, yetişkinlerin bile çevrimiçi ortamda duyarlılık gösterip günlük hayatta bu duyarlılığı sürdüremediğini ifade etti. Barış Başel, bu anlamda insanların sürdürülebilir ilişkiler kurmakta zorlandığını ve görünmez dijital duvarlar inşa ettiğini belirtti.
Ekran kullanımını tamamen engellemenin çözüm olmadığını vurgulayan Sosyal Hizmet Uzmanı Başel, asıl ihtiyacın bilinçlendirme olduğunu söyledi. Medya okuryazarlığının eğitim müfredatında güçlü bir şekilde yer alması gerektiğini belirten Başel, gençlerin teknolojiyi zararlı değil, işlevsel ve üretken bir araç olarak kullanmayı öğrenmesi gerektiğini ifade ederek, yasakçı tutumların ise gizli ve kontrolsüz kullanımı artırabileceğine dikkat çekti.
“Beden algısı ve benlik saygısı risk altında”
Başel, ekran ve sosyal medya bağımlılığının birçok yönüyle madde bağımlılığına benzediğini belirterek, internet kesildiğinde çocuk ve gençlerin yoksunluk benzeri tepkiler gösterebildiğini söyledi. Uzman Başel, bunun temel nedeninin teknolojinin erken yaşta ve kontrolsüz şekilde verilmesi olduğunu vurguladı. Ergenlik dönemindeki gençlerin sosyal medya üzerinden “ideal beden” dayatmasına maruz kaldığını belirten Başel, bunun benlik saygısı, beden algısı ve sosyal davranışlar üzerinde olumsuz etkiler yarattığını ifade etti. Barış Başel, marka, alışveriş, mesajlaşma ve süreç bağımlılıklarının da dijital ortamda beslendiğini kaydetti. Gençlerin kendilerini “sosyal” olarak tanımlamasına rağmen, yüz yüze derin iletişim kurmakta zorlandığını belirten Başel, telefonla geçirilen zamanın gerçek sosyal etkileşimi zayıflattığını söyledi. Başel, gerçek sosyal bağın, karşılıklı göz teması, duygu paylaşımı ve empatiyle kurulduğunu vurguladı.
“Gençleri değişimin anahtarı olarak görelim”
Yoğun teknoloji kullanımının kelime dağarcığını daralttığını, gençlerin kendilerini sınırlı ifadelerle anlatmaya başladığını söyleyen Başel, sosyal medyanın yaratıcılığı ve zihinsel üretimi köreltebileceğini ifade etti. Barış Başel, hazır içeriklerin beyni tembelleştirdiğini, hafıza ve problem çözme becerilerinin zayıfladığını belirtti. Başel, gençlere yönelik yıkıcı eleştirilerden kaçınılması gerektiğini vurgulayarak, gençlerin toplumun en önemli dönüşüm gücü olduğunu söyledi. Sosyal Hizmet Uzmanı, tüm bunların yanında gençlerin dinlenmesi, desteklenmesi ve yönlendirilmesi halinde büyük bir potansiyele sahip olduklarını dile getirdi. Başel, teknolojinin tamamen reddedilmesi değil, bilinçli ve dengeli kullanımıyla hem çocukların korunabileceğini hem de bilgi ve teknoloji toplumuna uyum sağlanabileceğini de sözlerine ekledi.
Tatlıcalı: Ekran her şeyi ele geçirdi…
Kıbrıs Türk Psikologlar Derneği Başkanı Uzman Klinik Psikolog Eşmen Tatlıcalı, KIBRIS muhabirine yaptığı açıklamada çocuklar ve gençler arasında giderek artan ekran bağımlılığına dikkat çekerek, bunun sadece dijital bir alışkanlık değil, kimliği ve ilişkileri dönüştüren ciddi bir psikolojik tehdit haline geldiğini söyledi. Tatlıcalı, “İnanılmaz bir ekran bağımlılığı var. Artık tüm kişilik ve kimlik ekran üzerinden şekilleniyor. Beden algısından düşünce yapısına kadar her şey bundan etkileniyor. Bu durumla ilgili acilen çalışmalar yapılmalı” dedi.
Sadece dijital bağımlılığın değil, siber zorbalığın ve sanal iletişim kültürünün de çocukların dünyasını şekillendirdiğini vurgulayan Tatlıcalı, “Çocuklar kendi dillerini oluşturdu ve artık kendilerini o dil üzerinden tanımlıyorlar. Sohbet etmeyi, oyun oynamayı, yüz yüze iletişimi ve birçok sosyal beceriyi kaybettik. Yapay zeka ile birlikte düşünme ve yaratıcılık bile zayıflıyor” diye konuştu.
“Psikolojik ve fizyolojik zararlar artıyor”
Aşırı ekran kullanımının yalnızca ruhsal değil, bedensel sorunlara da yol açtığını belirten Tatlıcalı, “Boyun ağrıları, gözlerde zayıflama, ince motor becerilerde gerileme gibi birçok fizyolojik problem görülüyor. Bunun yanında kaygı, yalnızlık ve depresyon gibi psikolojik sorunlar da artıyor” dedi. Gerçek ilişkilerin yerini sanal bağların aldığını vurgulayan Tatlıcalı, “Artık dokunmak, ses duymak yerine sadece mesaj sesi duyuyoruz. İlişkilerin şekli tamamen değişti. Ekran insanları yalnızlaştırıyor ve sanal bir dünya yaratıyor” ifadelerini kullandı.
“Ekran, yaş gruplarına göre sınırlandırılmalı”
Sosyal medyada her şeyi yazabilen çocukların gerçek hayatta kendini ifade edemediğini belirten Tatlıcalı,
“Linç kültürü sanalda çok yaygın ama yüz yüze gelince düşüncesini söylemekte zorlanıyorlar” dedi.
Tatlıcalı, yaş gruplarına göre ekran süresi sınırları da önerirken, “0–8 yaş arasında ebeveyn gözetiminde günde en fazla 30 dakika, 8 yaş üstü günde 1 saat, yetişkinler ise günde en fazla 2 saat ekrana bakmalı. Bu süreler de kesintisiz değil, aralıklı olmalı” ifadelerini kullandı. Birçok ebeveynin çocukları ekrandan uzaklaştıramadığını söylediğini aktaran Tatlıcalı, “Bu sınırlandırma mutlaka ebeveynler tarafından kararlılıkla uygulanmalı” dedi. Çözüm için fiziksel ve sosyal aktivitelerin artırılması gerektiğini belirten Tatlıcalı, “Eskisi gibi oyunlar, etkinlikler çoğaltılmalı. Okullarda da akıllı tahta yerine daha fazla kitap ve kağıt odaklı bir sistem tercih edilmeli” ifadeleriyle konuşmasını sonlandırdı.