Bir ‘meçhul’ mezar, 46 yıl süren bekleyiş
Yıllarca dua ettiği meçhul mezarın, 1974’te harp sırasında kaybolan eşi olduğunu 2020’deki DNA testiyle öğrenen Göksen İnce, ikinci kazıda mezar içinde adının yazılı olduğu yüzüğünü de buldu. Yıllar süren bekleyiş… Eğitim için Türkiye’de olan Göksen ve İbrahim çifti, Ankara’da evlendi. Bir kız sahibi oldular. Üniversite eğitimi sonrası Kıbrıs’a döndüler. İşsizlik sorunu nedeniyle asteğmen yazılan İbrahim Latif, aldığı eğitim sonrası görevine başladı. Kaybolduğu gün Rum tarafında hapishane bölgesine Cornaro Otel civarında göreve gitti ama bir daha dönemedi. Eşi Göksen İnce, onu çok aradı ama bir türlü bulamadı.
“Bunca yıl acı çekmeyecektik”… Yıllarca “Yaralıydı, Rum Hastanesi’ne kaldırıldı, hastadır, Güney’dedir” diyenler olduğunu ve 2003 yılında sınır kapıları açılana kadar ümidini hep koruduğunu anlatan İnce, sonradan öğrendiği acı bir gerçeği açıkladı. İnce, “Rumlar, “Ölünüz var, gelin alın” diye haber vermiş ancak kim olduğu bilinmediğinden gidip alan da olmamış. Onlar da cenazeyi kireçle yakmışlar. O cenaze İbrahim Latif’miş. Eğer o gün alınsaydı, meçhule düşmeden şehit olduğu ortaya çıkacaktı. Biz de bunca yıl bu acıyı çekmeyecektik.” dedi.
“Meçhul mezara eşinin ismini yazalım!”… Dayısı Mustafa Ruso’nun Lefkoşa Kabristanlığı’ndaki mezarını ziyarete gittiğinde ‘meçhul’ yazılı mezarın dikkatini çektiğini ifade eden İnce, sözlerine şöyle devam etti: “Meçhul yazılı mezara kimsesi yok diye düşündüğüm için Fatiha okurdum sonra dayıma geçerdim. Bir gün şehitlikteki askerler ‘Abla müsaade edersen bu mezara eşinin ismini yazalım mı’ dediler, kabul ettim çünkü çocuklarım “babamız öldü ama nerededir?” diye sorduğunda onlara bir yer göstermek istedim.”
Göksen İnce yazılı yüzük?… Göksen İnce, DNA örnekleri alınmaya başlandığında, “Ben bu mezara eşimin ismini yazdırdım ama ya başka birisiyse?” diyerek kendilerinin DNA örneklerinin alınması için müracaat ettiklerini ve üzerinde ‘Meçhul’ yazan mezarın kazdırıldığını belirtti. İnce, “Mezar açıldı, kemiklerden parça alındı ve DNA testi yapıldı. Sonuçların yüzde 99,9 uyumlu olduğu söylendi ancak yine de tereddütte kaldık. Aradan bir ay geçmeden ikinci bir test için mezar yeniden açıldı. Parmağında bir yüzük bulmuşlar. Bakmışlar içinde ‘Göksen İnce’ yazıyor. Biz bunu görünce tatmin olduk.” diye konuştu.
“Bizi bir altın parçası bağladı”… Şehit İbrahim Latif, 9 Mart 2020’de aynı yere tekrar defnedildi. Ailenin acısı bir nebze dindi. Göksen İnce mezardan nişan yüzüklerinin çıktığını öğrendiğinde, “Demek ki bizi bu altın parçası bağladı.” diye düşündüğünü söyledi. İnce, “Çocuklarım ve herkes o yüzüğü kolye yapıp boynuma asmamı söyledi ama ben, ‘Bu yüzük neredeyse orada olsun’ dedim. Kızım yüzüğü yeniden parmağına takarak ait olduğu yerde bıraktı.” diyerek filmleri aratmayacak bu öyküsünü paylaştı.
Cemre CEMALİ
Göksen İnce, yıllarca kimliğini bilmeden dua ettiği meçhul mezarın, 1974’te Cornaro Otel yakınlarındaki taarruzdan sonra kaybolan eşi İbrahim Latif’e ait olduğunu 46 yıl sonra öğrendi.
Aynı yıl şehit olan dayısı Mustafa Ruso’nun mezarına giderken fark edip sahiplendiği bu mezardan çıkan içinde ‘Göksen İnce’ yazan nişan yüzüğü ise yıllarca süren bekleyişin en sessiz tanığı oldu.
Göksen İnce, yıllarca “bir gün çıkıp gelecek” umuduyla beklediği İbrahim Latif’le olan hikâyesini Lefkoşa Mezarlığı içerisinde bulunan şehitlikte, eşinin kabri başında KIBRIS’a anlattı.
“İbrahim Latif ile 1966 yılında nişan olduk”
1948 Küçük Kaymaklı doğumlu Göksen İnce, ailesiyle birlikte 1963 yılında yaşanan olaylar nedeniyle göç etmek zorunda kaldıklarını ifade ederek “Annem Meryem Ruso babam Mehmet Paralik… Biz 1963’te Küçük Kaymaklı’dan göçmen olduk. O zaman dayım Hüseyin Ruso şehit oldu.” dedi.
İnce, Lefkoşa Türk Kız Lisesi’nden mezun olup diplomasını aldığı gün İbrahim Latif İnce ile nişanlandığını söyleyerek “Ben eve girerken bana dünürcü geldiler. Rahmetli babam annem kabul etti, 1966 yılında nişanımız yapıldı.” dedi.
O dönem üniversite sınavlarının ilk kez kendi dönemlerinde yapıldığını belirten İnce, İzmir Buca Eğitim Fakültesi Fen Bölümü’nü kazandığı için İzmir’e gittiğini, nişanlısının ise o yıllarda erkeklerin yurt dışına çıkmasına izin verilmemesi nedeniyle Kıbrıs’ta kaldığını anlattı:
“Rumlar da müsaade etmezdi hemen yakalarlardı. Daha sonra ansızın bir karar çıktı ve üniversite okumak isteyen erkeklere de izin vermeye başladılar. Nişanlım da Ankara’ya gitti, o Dil Tarih Coğrafya Fakültesindeydi.”
Kendisi İzmir’de, nişanlısı ise Ankara’da olduğu için bu durumun sürdürülemez hale geldiğini belirten İnce, Kıbrıs’a gelerek düğün yapma imkânları bulunmadığını ve bu nedenle 1967 yılında Ankara’da nikâh kıydıklarını söyledi.
Eşinin fakültesine devam etmeye çalıştığını, kendisinin ise Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitimine başladığını ifade eden İnce, kızına hamile kalması nedeniyle bu eğitimi tamamlayamadığını belirtti.
İnce, 1967 yılında Ankara’da kızları Gülten İnce Erkan’ın dünyaya geldiğini kaydederek o dönemde rahmetli dayısı Mustafa Ruso’nun kendilerini hiç yalnız bırakmadığını ifade etti.
Telefonun yaygın olmadığı yıllarda dayısının elektrik malzemeleri sattığı dükkândaki telefon aracılığıyla Kıbrıs ile Ankara arasında sürekli iletişim kurduklarını dile getiren İnce, eşinin üniversiteyi bitirmesinin ardından Kıbrıs’a döndüklerini anlattı.
İnce, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nden Prof. Dr. Mehmet Altay Köymen’in eşini asistan olarak almak istediğini, bu yönde burs sağlanması için girişimde bulunduğunu ancak bunun gerçekleşmediğini ifade ederek bu nedenle eşinin bir süre işsiz kaldığını ve geçim sıkıntısı yüzünden Rum tarafında inşaatlarda çalışmaya başladığını aktardı.
Eşinin bir gün işten ayak başparmağı sarılı şekilde döndüğünü anlatan İnce, “Eşime sorduk ‘Kovayla çamura attılar, parmağım kırıldı’ dedi. Ondan sonra biz Rum tarafına çalışmaya gitmesini istemedik, o da gitmedi.” ifadelerini kullandı.
“Bizi son kez görmek istedi, çatışmalar vardı gidemedim”
O dönemde hatırlamadığı biri tarafından eşine “Tuzla’ya gidip, asteğmen olarak geleceksin ve doğrudan görevine başlayacaksın” teklifi yapıldığını anımsayan Göksen İnce, işsiz olduğu için bu teklifi kabul ettiğini anlattı:
“İşsiz ve bir çocuk vardı… 6 ay eğitim görüp asteğmen olarak geldi. Eskiden Yıldırım Bölüğü denirdi orada göreve başladı. Sonra da tayinini Dereboyu’ndaki 30. Bölük’e bölük komutanı olarak aldırdı. Asteğmen oldu, 2 yıl görev aldı, sonra olaylar çıkıncı ansızın harp ederken kayboldu. O gün saat 11.00’de Rum tarafında hapishane bölgesine Cornaro Otel civarında gitti taarruza. Bildiğim kadarıyla da orada şehit oldu.”
Göksen İnce, eşi İbrahim Latif’in taarruza gitmeden önce kendisini ve çocuklarını görmek istediğini şu sözlerle anlattı:
“Temmuz ayı 1974 yılıydı. Ben de 26 yaşındaydım. Babama “Al Göksen’i çocukları da gel. Ben taarruza gideceğim. Son bir defa göreyim onları öyle gideyim” demiş. O zaman da Rumlar Ortaköy’de Alay Gazinosu’na kadar gelmişlerdi. Babama “Bu silah çatışmasında ben nasıl yanıma iki çocuk alarak gideyim?” dedim. Gidemedim, görüşemedim. Hata yaptım herhalde bilmiyorum belki de son görüşmemiz olacaktı.”
“Eşimi ararken Mustafa dayımı buldum”
Daha sonra Boğaz’dan bir grup asker alayının Lefkoşa’ya gelmeye başladığını kaydeden İnce, askerler geçerken tanıdık birine “İbrahim nerede? Onu göremedim” diye sorduğunu, “abla bölüğe bak” yanıtı aldığını söyleyerek yaşananları anlattı:
“Bu arada dayım Mustafa Ruso’dan da haberimiz yoktu. Babamla birlikte bölüğe gittik. Herkes ağlamaklıydı, büyük bir üzüntü hakimdi. Bize “hastaneye bakın” dediler. Hastaneye gittiğimde karşılaştığım manzarayı anlatmam mümkün değil. Yukarı çıktım, koridorda bir kampetin üzerinde dayım Mustafa Ruso’yu yatarken gördüm. Nefes alıp verdiğini gördüm, müdahale ediyorlardı. Odalardan iniltiler geliyordu; yaşadığım an tarif edilemezdi. Oraya eşim için gitmiştim ama dayımı bulmuştum. Geri döndük. O ilk gün kimseye hiçbir şey söyleyemedim. Daha sonra yengeme, dayımın hastanede olduğunu söyledim. Onlar da hastaneye gidip dayımı buldular. Dayımı uçakla Ankara’ya kaldırmayı planlıyorlardı ancak ne yazık ki vefat etti.”
“Sormadığım yer kalmadı”
Göksen İnce, bu süreçte hâlâ eşimi aramaya devam ettiğini ve sormadığı yer kalmadığına dikkat çekerek “Hiçbir yerde yoktu, kayıptı. O zaman vakıflar vardı oraya da gidip sordum ‘yok, meçhul, bulunamadı’ dediler. Bana 2 yıl eşimin maaşını verdiler çünkü “şehit olduğunu tespit edemedik” dediler. 2 yıl sonra bana “süre doldu” diyerek dulluk maaşı bağladılar. Bu arada annemle babamın evinde kalmaya başladık. O zaman ben çalışmaya başladım çünkü şehitlik maaşı çok azdı, o maaşla çocuklarımın istikbalini düzenleyemezdim.”
Eşi İbrahim Latif’in çalışmasına karşı olduğunu söyleyen İnce, “çalışmak yok. Ben geldiğimde evimde eşimi çocuklarımı görmek isterim” dediğini anlattı:
“Mecbur kaldım. İbrahim dönerse ben işten çıkarım diye düşündüm. 1976’da Kooperatif Merkez Bankası’nda işe girdim 30 yıl çalıştım, 2008’de de emekli oldum. Allahın yardımıyla anne ve babamın da yardımlarıyla çocuklarımı da okuttum.”
‘Meçhul’ mezarda Fatiha okudu
Dayısı Mustafa Ruso’nun Lefkoşa Kabristanlığı’na gömüldüğünü belirten İnce, dayısını ziyarete gittiğinde ‘meçhul’ yazılı mezarların dikkatini çektiğini anlattı:
“O dönem burası şehitlik değildi, şehitlik sonrada yapıldı. Dayım defnedildikten sonraki ziyaretlerimde öndeki ‘meçhul’ yazılı mezar dikkatimi çekti çünkü arabamı park edip tam önünden geçiyordum. Kimsesi yok, geleni gideni yok diye düşündüğüm için de önce o mezar başında Fatiha okurdum sonra dayımın mezarının başına geçerdim ona da okurdum. Dua okumadan meçhul mezarın önünden geçemezdim, dönüşte de geçerken yine Fatiha okurdum.”
Bir gün şehitlikte temizlik yapan askerlerin “iki mezarda da dua okudunuz, kimdir bunlar?” sorusu üzerine aralarında geçen diyaloğu anlatan İnce şunları söyledi:
“Mezarlardan birinin dayımın mezarı diğerinin ise sahipsiz olduğunu söyledim. Benim de eşim kayıp dedim. Onlar da “abla müsaade eder misin eşinin ismini yazalım?” dediler. İlk önce düşündüm ama sonra “yazın” dedim çünkü kızım 7, oğlum 1.5 yaşındaydı. İleride “babamız öldü ama nerdedir?” diye sorduklarında onlara bir yer gösterebileyim diye kabul ettim. 1-2 yıl sürdü bu süreç.”
“‘Bu kimin mezarıdır?’ diye hep şüphe içindeydim”
Göksen İnce, DNA örnekleri alınmaya başlandığında, “Ben bu mezara eşimin ismini yazdırdım ama vicdan azabı çekiyorum. Ya başka birisiyse? Ne onun ailesi bulabilecek ne de ben…” diyerek kendilerinin de DNA örneklerinin alınması için müracaat ettiklerini anlattı.
“DNA’larımız alındı” diyen İnce, o dönem Eski Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile gazeteci Sevgül Uludağ’ın gayretlerini hiç unutamadığını da söyledi ve şöyle konuştu:
“Çocuklarımı mezara getirirdim ama ‘Bu kimin mezarıdır?’ diye hep şüphe içindeydim. Her mezarın başında botlar vardı; şehitlerin ayağındaki botları mezarların başına koyuyorlardı. Çocuklarıma, mezarın başında duran botların babalarının botları olmadığını söylerdim.”
“Önce dayım Hüseyin Ruso, ardından eşim bulundu”
Göksen İnce, 2018 yılında, 1963’te şehit olan dayısı Hüseyin Ruso’nun naaşının bulunduğunu ifade ederek dönemin Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın, Hüseyin Ruso’nun bulunduğunu bildirmek için aileyi davet ettiğini anlattı:
“O süreçte çok sorunlar yaşadık. Dayımın vurulduğu yere gömülmesini istedik. Tekke Bahçesi’nde, üzerinde ‘Hüseyin Aymarinalı’ isminin yazılı olduğu bir mezarda bulundu. Ben Akıncı’ya, ‘Benim eşim İbrahim Latif’ti…’ dedim. O da bana, ‘Merak etme, o daha sonra’ dedi. Sözünde de durdu daha sonraki süreçte, üzerinde ‘Meçhul’ yazan, benim bilmeden eşimin adını yazdırdığım mezar kazdırıldı. Bu mezarın kazılıp incelenmesini çok istedim.”
“İkinci kazıda mezarda adımın yazılı olduğu yüzük çıktı”
Göksen İnce, 2020 yılında Başbakanlık tarafından mezarın açılmasına karar verildiğini belirterek eşinin kimliğinin kesinleşmesine giden süreci anlattı:
“Mezar açıldı, kemiklerden parça alındı ve DNA testi yapıldı. Sonuçların yüzde 99,9 uyumlu olduğu söylendi ancak yine de tereddütte kaldık. Bu tereddüt üzerine, aradan bir ay bile geçmeden ikinci bir test için mezar ikinci kez açıldı.”
İnce, bu kez sonuçtan emin olmak için hem Türkiye’den hem de Güney Kıbrıs’tan DNA testi için randevu aldıklarını söyleyerek “İkinci kez mezar açılırken oğlum ve damadım oradaydı, bana haber verilmediler bile” dedi.
Kazıyı Kayıp Şahıslar Komitesi’nin yaptığını ve bu kez örnek almak üzere mezardan tüm kemiklerin çıkarıldığını ifade eden İnce, “Parmağında bir yüzük bulmuşlar. Bakmışlar içinde ‘Göksen İnce’ yazıyor. Biz bunu görünce tatmin olduk. ‘Tamam daha fazla kazmaya gerek’ yok dedik. Ancak kabul edilmedi örnekler adli tıpa gitti.”
İnce, ikinci kazıda mezarda ayrıca bot parçaları, bozuk paralar ve bir çakmak bulunduğunu belirterek iki ayrı DNA testinin sonuçlanmasının ardından, eşi İbrahim Latif’in kimliğinin kesinleştiğini anlattı.
İki test sonucundan ve mezarda adının yazılı bulunduğu yüzükten sonra o mezarda yatan şehidin İbrahim Latif olduğundan emin olarak 9 Mart 2020’de aynı yere tekrar defnedildiğini kaydetti.
“Bendeki yüzükte de ‘İbrahim Latif’ yazıyor”
İnce, mezardan nişan yüzüklerinin çıktığını öğrendiğinde, “Demek ki bizi bu altın parçası bağladı” diye düşündüğünü söyledi.